Ekle

HAKİKAT VE DÜNYA WEB GROUP
İLETİŞİM FORMU
ZİYARETÇİ FORMU
1 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 1-
2 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 2 -
3 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 3 -
4 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 4 -
5 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 5 -
6 - EDA GÜLNİHAL ANKARA - İNCİ TANELERİ - 6 -
7- EDA GÜLNİHAL - WİNDOWSLİVE 1
SANAL ALEM - SANAL ALEMDE NEFS ÇIKMAZI - 3 -
1 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU - 1 - RESUL VE NEBİİ KAVRAMI
2 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU - 2 - MEALLERDE GİZLENEN HİDAYET SIRLARI
3 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - 3 - KULLUK VE İBADET
4 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 4 - ALLAH KALP GÖZÜYLE GÖRÜLÜR
5 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 5 - ALLAH C.C AYET-İ KERİMELERİ PEYGAMBER OLMAYANLARADA GÖNDERİRMİ
6 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 6 - NEFSİ ISLAH EDEN AMELLER
7 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 7 - MÜSLÜMANLARIN BİRLİK VE BERABERLİĞİ
8 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 8 - HADİS-İ ŞERİF ANEKTODLARI
9 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 9 - HİDAYET SIRAT- I MUSTAKİYMDİR
10 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 10 - HİDAYET VE DALALET
11 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 11 - HİKMET - İ İLAHİ
12 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 12 - İSLAM VE İHLAS
15 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 15 - LA İLAHE İLLALLAH
13 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 12 - İSLAM VE İRFAN
14 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 14 - CENNETE GİDEN YOL
16 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 16 - MEHDİ A.S
17 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 17 - MEHDİ A.S VE ÇIKIŞI
18 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 18 - MEHDİ A.S VE İRŞADI
19 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 19 - MÜRŞİD - İ KAMİL
20 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 20 - MÜRŞİDE TAABİYET
21 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 21 - NEFS TEZKİYESİ
22 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 22 - RUH VE VÜCUD
23 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 23 - TAKVA VE İSLAM
24 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 24 - ALLAHA TESLİMİYET
25 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 25 - ULUL ELBAB
26 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 26 - ZAN VE MÜSLÜMAN
27 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 27 - ZİKİR VE ZİKİR EHLİ
28 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 28 - MÜSLÜMAN ZULMETMEZ
29 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 29 - ZÜHT VE İSLAM
30 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 30 - HUKUK AHLAK VE İSLAM
31 - TASAVVUF NURU - HÜLYA - KONU 31 - AİLE VE İSLAM
TURKISC PEOPLE FOLK MUSIC BOX
HAKİKAT VE DÜNYA FACEBOOK

13 - TASAVVUF NURU - HÜLYA

KONU 12 - İSLAM VE İRFAN

http://www.eda-trabzon34.tr.gg


Irfan
Irfan müessesesi arif olmayi ifade eder


Hak serleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif ani seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Allahû Tealâ’nin indinde biliyorsunuz ki Islâm, 7 safha ve 4 tane teslimden olusur. Irfan müessesesi arif olmayi ifade eder. “Urf” kökünden gelen bir dizayn ile karsi karsiyayiz.
Arif olmak, irfanin sahibi olmak, irfan ehli olmak, irfanla emretmek birtakim ayri muhtevayi ifade eder. Bir insanin ya kalp gözünün açilmasiyla görme açisindan irfan sahibi olmasi söz konusudur veya isitme hassasi açisindan kalp kulaginin açilmasi ile Allah’in söylediklerini isitir olmasi söz konusudur. Her ikisi de irfanin ayri bir parçasini olusturur.
Irfan, Ilm’el yakînin bittigi, Ayn’el yakînin baslamasindan evvelki bir devrede olusan bir müessesedir. Irfan ehli olmak, arif olmak demektir. Fizik ötesine geçisi kesin olarak muhtevasina alir. Ama irfanin bütün boyutlari ile devreye girdigi yer daha ötesidir. Kalp gözünün, kalp kulaginin açilmasinin ötesinde kisinin her an Allah ile konusabilmesi, ehli hayir olusu, ehli hikmet olusudur. Hepsi birarada geldigi zaman o kisi daimî zikrin sahibi olmustur. Hem kalp gözü açilmistir hem de kalp kulagi açilmistir.
Allah ile olan iliskilerinizde Ilm’el yakîne baktiginiz zaman bunun 21. basamakta tamamlandigini görürsünüz. 1. basamakta olaylar yasanir. 2. basamakta davranis biçimleri ortaya konur. Allah’a ulasmayi dilerse kisi 3. basamaktadir. 4. basamakta Rahîm esmasi ile tecelli söz konusudur. Allahû Tealâ müteakip basamaklarda o kisinin görme, isitme ve idrak etme hassasindaki engelleri alir, kisinin kalbine ulasir. Gögsünden kalbine yol açar, o kisiyi husû sahibi kilar.
Bundan sonra kisi nefs tezkiyesine baslar ve nefsinin kalbinde afetler %7-%7 azaldikça, yerini fazillara terk ettikçe, o kisinin ruhu gök katlarinda 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. katlara tirmanir ve Allah’in Zat’ina ulasir, Allah’in Zat’inda yok olur. Buraya kadari Allah’in garantisi altinda bir müessesedir.
Burasi 21. basamaktir. Allah’in Zat’inda yok olmak 22. basamagi ifade eder. Burasi velâyetin ilk makamidir. Artik kisi, ruhu 22. basamakta Allah’in Zat’inda yok olan birisidir. 23. basamakta kendisine Allah’in katinda taht verilen beka makaminin sahibidir. O kisi 24. basamakta günün yarisindan daha fazla zikreden birisi olur. Günün yarisindan daha fazla zikreden birisi olamadigi sürece 24. basamaga ulasamaz. Zühd makami, mutlak olarak günün yarisindan daha fazla zikri gerektirir. Bu gerçeklestikten sonra fizik vücudun Allah’a teslimi mümkün olur ve nefsin kalbindeki bütün nurlar %81’e ulasir.
Bu dört basamak;

Fenâ makami
Beka makami
Zühd makami
Muhsinler makamidir.
Bu 4 makam, 7 makamlik Islâmî statünün (velâyet makamlarinin) 5., 6. ve 7. makamlarindaki hikmet sahibi olmaktan evvelki kesimi ifade eder. Bu dört basamak hikmete geçisin köprüsüdür.
Hikmet ehli olmak, ulûl’elbab olmak mutlak bir temel sart gerektirir; bu daimî zikirdir. Daimî zikir olmazsa hiç kimse ulûl’elbab olamaz. Ulûl’elbab, daimî zikrin sahipleridir. Onlar, ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’a zikredenlerdir.

-3/ÂLI IMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kiyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkis semâvâti vel ard(ardi), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtilâ(bâtilan), subhâneke fekinâ azâben nâr(nâri).
O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’in sir hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’i zikrederler. Göklerin ve yerin yaratilisi hakkinda tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunlari bâtil olarak (bosuna) yaratmadin. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, atesin azabindan koru.”


Bir insan 21. basamaga hatta 22. basamaga ulasana kadar, ruhu Allah’in Zat’ina ulasip Allah’in Zat’inda yok olana kadar normal standartlarda irfan sahibi olmaz. Kalp gözü, kalp kulagi açilmaz. Ama bazen Allahû Tealâ dilerse oralarda da kisiyi irfan sahibi yapar.
Fizigin ötesinde ya görme açisindan ya da isitme açisindan Allah’in bir lütfuna ulasan kisi, daimî zikre ulasmadan kalp gözü açilan veya daimî zikre ulasmadan kalp kulagi açilan veya daimî zikre ulasmadan her ikisi de açilan bir insan irfan sahibidir ama hikmet sahibi degildir.
Irfanin var oldugu nokta; 22, 23, 24 ve 25. basamaklardaki köprünün üzerinde, seyr-i sülûktan sonra devam edilen yoldur. 21. basamakta Ilm’el yakîn bitmistir ama Ayn’el yakîn baslamamistir. Ayn’el yakîn mutlaka 7 tane sart gerektirir.
Bu 7 sart sunlardir:

Kisi daimî zikrin sahibidir.
Kisi daimî zikrin sahibi oldugu için ve devamli olarak kalbe Allah’in nurlari girip kalbi %100 aydinlik tutacagi için, o kalbin bir daha kararmasi söz konusu degildir. Kalpteki bütün afetler kapi disari edilmistir. Bir daha kalbe geri dönmeleri, kalbi devamli nur doldurdugu için mümkün degildir. Bu sebeple nefsin kalbindeki bütün afetler yok olmustur. Bu, hikmetin 2. vasfidir.
Nefsin kalbinde afetler olmadigi cihetle, Allahû Tealâ bu kisiye mutlaka kalp gözü ni’met olarak verir.
Mutlaka kalp kulagi ni’met olarak verir.
Bu gelen kalp gözü ve kalp kulagi ni’metleri kisiyi hikmet sahibi yapar ama temel sart daimî zikre ulasmaktir. Ayrica kisi üç vasif sarti daha kazanir:

Ehli tezekkür olur, her an Allah ile konusmak imkâninin sahibi olur.
Ehli hayir olur, daimî zikrin sahibi oldugu için. 24 saat boyunca devamli deracat kazanir. Kisi her saniye 700 deracat kazanmaya devam eder.
Bu kisinin ehli hüküm veya ehli hikmet olur. Ikisi de ayni kökten geldigi için bir faktör sayilir. O kisi hâkim veya hakem olarak bir görevin sahibi oldugunda mutlaka Allah’tan sorarak karar verecegi için mutlak olarak adaleti tahakkuk ettirir. O kisi Kur’ân-i Kerim âyetlerine baktigi zaman her âyetin 28 basamaktan hangisine ait oldugunu bir bakista ortaya koyar.
Ister ehli hüküm, ister ehli hikmet olsun, kisi bu sebeple 7 ayri vasfin sahibidir. Hikmet bunlarin 7’sini de gerektirir.
Hikmette bulunan kalp gözünün açik olmasi ve kalp kulaginin açik olmasi örfün, irfanin temel geregidir. Her hikmet sahibi mutlaka irfanin sahibidir ama her irfanin sahibi hikmetin sahibi degildir.
Iste Kur’ân’in unutulmus kavramlarindan bir tanesi de irfandir. Allahû Tealâ: “nehyi  anil munker, emri bil ma’rûf” diyor.

-3/ÂLI IMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çikarilmis en hayirli bir ümmet oldunuz. Ma’ruf ile emreder, münkerden (kötülükten) alikoyarsiniz (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarina yardim edersiniz). Allah’a îmân edersiniz. Eger kitap ehli de îmân etmis olsaydi kendileri için elbette hayirli olurdu. Onlardan mü’min olanlar da var ama onlarin çogu fasiklardir.


Ma’ruf, irfan ile ayni muhtevayi tasiyor. Bir kisinin irsad makamina tayin edilmesi, o noktada o kisinin emri bil ma’rûf yapmasi için Allah’tan yetki almasi mânâsina gelir. Bu o kisinin Allahû Tealâ tarafindan iradesini de Allahû Tealâ’ya teslim etmek suretiyle irsad makamina “Irsada memur ve mezun kilindin.” cümlesiyle tayin edilmesi anlamina gelir.
Kime yerlerin melekûtu gösterilmisse o ulûl’elbab olmustur, hikmet sahibi olmustur. Sonra göklerin melekûtu gösterilecektir ve kisi muhlis olacaktir, irsad olacaktir. Bu kisi 7 kat göklerin melekûtunu (Sidretül Münteha’ya kadar 7 tane gök katinin hepsini) görecektir. 7. katin 7 âlemini de görecektir. 7. âlem olan Indi Ilâhi’ye ulasacaktir. Kisi oradaki en yüksek noktadaki agaci gördügü zaman Tövbe-i Nasuh’a davet edilir.
Tövbe-i Nasuh daveti o kisinin salâh makamina geçisidir. Salâh makamindaki islemler ard arda olusur:

Kisi Allah’in davetiyle Tövbe-i Nasuh’a ulasir. O kisi, Allah’in söylediklerini tekrar etmek suretiyle Tövbe-i Nasuh’unu tamamladigi zaman salâh makamina geçmistir. Tövbe-i Nasuh, salâh makaminin 1. kademesindedir.
Salâh makaminin 2. kademesi hemen arkasindan otomatik olarak gelir. Allah o kisinin mürsidine ulastiktan sonraki günahlarini örter.
Sonra Allahû Tealâ o kisiye ni’met olarak salâh nuru verir. Bu, salâh makaminin 3. kademesidir.
Allah o kisinin örttügü günahlarini bir de sevaba çevirir. Bu, salâh makaminin 4. kademesidir.
5. kademede o kisinin iradesini Allahû Tealâ teslim alir. Iradenin teslimi ile beraber o kisi için artik Allah’in bütün emirlerini talep etmek ve yerine getirmek söz konusudur. Kisi kendi iradesi ile bir sey yapmama noktasina ulastirilmistir. Her an ne yapmasi gerektigini Allahû Tealâ’ya sorar. Allahû Tealâ da her an emrini verir, kisi de emirleri yerine getirir. Kisi, Allah’in emirlerini yerine getirdikçe, Allah’in o emirleri vermekte hangi hikmetleri hedef gösterdigini, her olayi yasadikça idrak eder.
Bundan 14 asir evvel bütün sahâbe bu makama ulasmislardir. Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bütün sahâbe için diyor ki:

-9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radiyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayirlarda yarisanlardan salâh makaminda iradesini Allah'a teslim ederek irsada memur ve mezun kilinanlar): Onlarin bir kismi muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kismi ensardan (Medine'deki yardimcilardan) ve bir kismi da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandi. (Sahâbe irsad makamina sahip olduklari için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razi ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razidir. Onlara Allah, altlarindan irmaklar akan cennetler hazirladi ve orada ebediyyen kalacaklardir. Iste bu, en büyük (azîm) mükâfattir.


“O sabikûn-el evvelîn var ya; onlardan bir kismi ensardandi, bir kismi muhacirîndendi, bir de ensara ve muhacirîne ihsânla tâbî olanlardandi.”
Görülüyor ki bütün sahâbe irsad makamina tayin olmuslardir. Tâbiîn sahâbeye yani ensara ve muhacirîne tâbî olmustur. Peki tâbiîne de tâbî olunmus mudur? Evet, daha sonra da tâbiîne tâbî olunmustur. Onlara da tebei tâbiîn deniyor.
Sahâbe kime tâbî oldu? Sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî oldu.
Sahâbeye kim tâbî oldu? Tâbiîn.
Tâbiîne kim tâbî oldu? Tebei tâbiîn.
Ondan sonra da tâbiiyet ta bizim zamanimiza kadar geldi. Biz kendi mürsidimize tâbî olduk, bizim için ayni zamanda Cebrail (A.S)’a tâbiiyet de söz konusu oldu ve sizler de bize tâbî oluyorsunuz.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:

-3/ÂLI IMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Sizden, (insanlari) hayra çagiran, ma’ruf (irfan) ile emreden, kötülüklerden alikoyan (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarina yardim eden) bir ümmet (mürsidler) olussun. Iste onlar, MUFLIHUN (felâha erenler)un ta kendileridir.


“Ey sahâbe, sizin içinizden de irfanla emreden ve münkerden nehy eden bir ümmet olussun.”
Demek ki sahâbe o noktadayken henüz öyle bir ümmet olusmamis.
Münkerden nehy etmek yani nehyi anil munker ve ma’rufla emretmek, “emri bil ma’rûf” irfanla emretmek; bu herkesin harci degildir. Sahâbenin sonradan o noktaya ulastigini Al-i Imran Suresinin 110. âyet-i kerimesinde görüyoruz:

-3/ÂLI IMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çikarilmis en hayirli bir ümmet oldunuz. Ma’ruf ile emreder, münkerden (kötülükten) alikoyarsiniz (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarina yardim edersiniz). Allah’a îmân edersiniz. Eger kitap ehli de îmân etmis olsaydi kendileri için elbette hayirli olurdu. Onlardan mü’min olanlar da var ama onlarin çogu fasiklardir.


Allahû Tealâ: “Artik sizler münkerden nehy eden ve irfanla emreden bir topluluk oldunuz.” diyor.
Allahû Tealâ eski peygamberlerin zamanindan bahsediyor: “Hz. Musa’nin kitabiyla emreden ve münkerden nehy eden bir topluluk vardi.” diyor ve gene Kur’ân-i Kerim’de Hz. Isa’nin havarilerinin de münkerden nehy eden, ma’rufla emredenler oldugu açiklaniyor.

-7/A'RÂF-159: Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakki ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
Ve Musa (A.S)’in kavminden bir ümmet vardir. Hakk’a hidayet ederler (hidayete ulastirirlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.


Ortada bir vakia var: Irfan. Hikmet ehli olmadan, daha ötede iradesini de Allah’a teslim etmeden hiç kimse ma’rufla emreden ve münkerden nehyeden bir hüviyete ulasamaz. Bu hikmetin ötesidir. Ma’rufla emretmek ve münkerden nehyetmek ancak iradesini de Allah’a teslim edenlerin vazifesidir.
Ama daha yoldayken, 22. basamakta, 23. basamakta, 24. basamakta, 25. basamakta kalp gözü bir insanin açilabilir. Açilmasi, o kisinin arif oldugunu gösterir, hikmet ehli oldugunu göstermez.
Tek basina bir kalp gözü olabilir mi? Olabilir. Tek basina bir kalp kulagi olabilir mi? Olabilir. Allahû Tealâ diledigine sadece sözüyle hitap eder, o kisi duyar, Allahû Tealâ o kisiye duyurtur. Diledigine gösterir. Diledigine hem duyurur hem gösterir. Ama onlar iradelerini Allah’a teslim etmedikçe irsad makaminin sahibi olamazlar. Münkerden nehyetmek ve ma’rufla emretmek yetkisinin sahibi olamazlar. Bu yetkilerin sahibi kilinmak, mutlak olarak kisinin iradesini de Allah’a teslim etmesini gerektirir. Emri bil ma’rûf, ma’rufla emretmek yani irfan müessesesi.
Irfan dedigimiz zaman kisinin kalp kulaginin ve kalp gözünün açik olmasi yani o kisinin fizigin ötesine geçmesi demektir. Ancak fizigin ötesine geçip de su bedenin disinda bir baska dünyada var olanlari görebilen insanlar için, Allah’in kalp gözünü ve kalp kulagini açtigi insanlar için, irfan ehli olmak söz konusudur.
Irfan ehli olmak kisinin münkerden nehyetmesi için ona yetki vermez, ma’rufla emretmesi için de yetki vermez. Ama kisi insanlarda yanlis davranislar gördügü zaman, her zaman ikaz etmek imkâninin sahibidir. Böyle bir ikaz müessesesi yani yanlis görülen seyleri insanlara söyleyerek bu konuda etrafina yardimci olmaya çalismak herkesin yapabilecegi bir seydir ama burada emretme olayi yoktur. Burada sadece herkesin yapabilecegi bir ikaz müessesesi mevcuttur: Insanlari ikaz etmek, yanlislarini hatirlatmak.
Emretmek Allah’in emretme yetkisi verdigi kisiler için geçerlidir. O da ancak irsad makaminin sahipleri için söz konusudur. O emretmek de zaten kisinin “Sana emrediyorum.” demesi seklinde tezahür etmez, “Allah’in emrini teblig ediyorum.” seklinde tezahür eder.
Gene mürsid yani ma’rufla emreden ve münkerden nehyeden, Allah’in irsad makamina tayin ettigi kisiler irsada memur ve mezun kilinanlardir. Emir ve kumanda mercileri reel olarak degillerdir. Hiçbir zaman “Sana bunu emrediyorum.” demezler, “Allah’in emrini teblig ediyorum.” derler. “Emrimiz budur.” dedikleri zaman, o onlarin emri degildir, Allah’in emridir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de baslangiçta dalâletteydi. Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Seni dalâlette bulup da hidayete erdirmedik mi?”

-93/DUHÂ-7: Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.


Bütün sahâbe de dalâletteydi, hepsi Peygamber Efendimiz (S.A.V) kanaliyla hidayete erdiler. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hidayetine sebebiyet verense Cebrail (A.S)’dir.
Öyleyse bir insanin bilinçsiz, Allah’in emirlerinden, nehiylerinden haberi olmaksizin bir yasam sürmesi de haberi olup da kendisine onu tatbik etmesi de irfanin disinda bir olaydir. Arif olan kisi kalp gözü ile görebilen, kalp kulagi ile isitebilen kisidir.
Allah ile olan iliskilerde Allah’in yolunda mertebeler kat edip Allah’in kalp gözünü, kalp kulagini açtigi kisi öyle bir Allah dostu olur ki; o kendisini baska insanlarin da kurtulusuna adar. Kalp gözü ve kalp kulagi açildiktan sonra gerekli sartlari kazanincaya kadar geçen sürede irfan ehli olur. Ama daimî zikre gelmeden hiç kimse irsad makaminin sahibi olamaz. Yani münkerden nehyetmek ve emri bil ma’rûf  yapmak yetkisinin sahibi olamaz.
Kalp gözü nereye kadar gider? Kalp gözü Allah’i görmeye kadar gider. Bir insan gögün 7 katini Allahû Tealâ kalp gözünü açtigi zaman görebilir mi? Hayir, göremez. Gögün 7 kati ancak o kisi irsad makamina gelirse gösterilir. Çünkü o kisi Allahû Tealâ tarafindan seyr-i sülûkun nasil yapildigi konusunda mutlak bir ilmin sahibi kilinir. Bu sebeple irsad makamina “Irsada memur ve mezun kilindin.” cümlesi ile tayin edilen kisiye Allahû Tealâ mutlaka 7 gök katini göstermistir.
Ulûl’elbab makaminda 7 yer kati, 7 kat cehennem; ihlâs makaminda 7 tane gök kati gösterilir. Bunlar hikmetin temel fonksiyonlaridir. Irfan sahibi kisi, irfan sahibi oldu diye bunlari göremez. Bunlar irfanin ötesindeki hikmet sahiplerinin vasiflaridir.
Hikmet sahipleri irsad makamina ulasana kadar sadece kendilerine Allah’in verdigi ni’metleri yasarlar ama irsad makamina tayin edildikten sonra Allah’in verdigi ni’metlerini kendileri kullanmak degil, baskalarina ulastirmak için kullanirlar.
Allah’in bu noktadan sonra verdigi bütün ni’metler mürsidi sadece vasita kilar. Mürsid Allah’la O’nun kullari arasinda bir araçtir. Iste bu araç irsad makamina ulasan kisi için hikmetin sahibi olmayi gerektirir.
Bütün hikmet sahipleri ayni zamanda ariftirler, hem kalp kulaklari açisindan hem de kalp gözleri açisindan mutlaka ariftirler. Ama bütün arifler hikmet sahibi degillerdir, mürsid degillerdir. Bu sebeple yetki alanlari birbirinden büyük farkliliklar gösterir. Iradesini de Allah’a teslim eden kisi, irsad makaminin sahibi oldugu andan itibaren münkerden nehyetmekle, fuhustan nehyetmekle ve irfanla emretmekle, emri bil ma’rûf yapmakla yetkili kilinmistir.
Her devirde hikmet ehlinin en üstündeki kisi mutlak olarak devrin imâmidir. Devrin imaminin gerçek mevkii, peygamberlik mevkiidir. Peygamberler her yasadiklari devirde asaleten devrin imamlaridir. Ama peygamberler için fetret devirleri vardir. 1400 senedir dünyada peygamber yoktur. Peygamber Efendimiz (S.A.V) 1400 sene önce yasamistir. O’ndan evvelki 600 senede gene peygamber olmamistir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 600 sene evvel Hz. Isa yasamistir. Iste o fetret devirleri süresince huzur namazinin imamligina mutlaka bir velî resûl, peygamber resûl degil, bir velî resûl bakmak mecburiyetinde kalir. Kavim resûllerinden bir tanesini Allahû Tealâ mutlaka vekâleten huzur namazinin imamligina atar. Huzur namazinin imami mutlaka hayatta olmak mecburiyetindedir. Yani bu dünyada, evet baska bir gezegende degil, mutlaka bu dünyada yasayan birisi olacaktir.
Bu dünyada yasayan birisi Allah’in katinda huzur namazini kildirmakla vazifeli kilinir. Iste o kisi bu vasiflarin hepsine sahiptir. Ehli hikmettir, bu sebeple hikmetin 7 vasfinin da sahibidir. Hem daimî zikrin sahibidir hem bu sebeple nefsinin kalbindeki afetler yok olmustur. Hem kalp kulagi açiktir hem kalp gözü açiktir. Hem Allah’la her an tezekkür eder. Hem daimî zikrin sahibi oldugu için ehli hayirdir hem de ehli hikmettir, ehli hükümdür.
Kalp gözü açilmis olan birisi hikmet ehli degildir ama konumuzun muhtevasi olan irfan ehlidir. Irfan ehli olan kisi, irfan ehli olmayandan farkli bir yapida midir? Evet, farkli bir yapidadir. Onun ya kalp gözü açilmistir ya kalp kulagi açilmistir veya ikisi birden açilmistir. Daimî zikre ulasamamistir ama bu iki vasiftan en az biri mutlaka irfan sahibi olan kiside vardir.
O kisi Allahû Tealâ tarafindan irsad makamina tayin edilmemistir. Münkerden nehyetmeye ve irfanla emretmeye yetkili kilinmamistir. Ama bunlari söyledigi zaman yanlis bir sey mi yapar? Bir hata gördügünde düzeltmeye çalismak, insanlara Allah’in güzelliklerini anlatmaya çalismak elbette yanlis bir davranis biçimi degildir. Ama bu, o kisi irsada memur ve mezun kilinmadikça emir hüviyetinde hiçbir zaman olmaz.
Bütün devirlerde irsada memur ve mezun kilinanlarin yani ehli hikmet olup da arif olanlarin en üst noktasindaki kisi devrin imamidir. Bu hususu Allahû Tealâ Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde anlatiyor:

-32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkinûn(yûkinûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kildik ve sabir sahibi olduklari ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasil etmis olduklari için.


Allahû Tealâ: “Onlardan imamlar kildik.” diyor.
Allahû Tealâ yasayan milyonlarca insanin arasindan birisini devrin imami yapiyor, imam kiliyor. Niçin imam kiliyor? Insanlari hidayete erdirsin diye.
Hani “Insanla Allah arasinda kimse giremez.” derler ya, bu sözün bir hikâye oldugu, masal oldugu, gerçek payi bulunmadigi Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesi ile kesinlesiyor. Insanla Allah arasina Allah’in tayin ettigi kisiler mutlak olarak her devirde girmistir. Bu devirde de devrin imami yasiyor ve Allah’in emirlerini insanlara su anda da teblig etmekte devam ediyor.
Devrin imami kimdir? Allahû Tealâ onlarin özelliklerinden birinin “lemmâ saberû: sabrin sahibi olmalari” oldugunu söylüyor.
Nefsin kalbinde sabirsizlik afetinin bitmesi kisiyi sabrin sahibi kilmaz, sabirli kilar. Sabirsizlik afeti de dahil olmak üzere tüm afetler yok olmustur, kisi sabirli olmustur ama sabrin sahibi olamamistir.
O kisinin sabrin sahibi olabilmesi için;
7 kademe ulûl’elbab makaminda kalbi müzeyyen olacak,
7 kademe ihlâs makaminda müzeyyen olacak ve
5 kademe de salâh makaminda müzeyyen olacaktir.
Böylece kisinin nefsindeki sabirsizlik afeti yok olduktan sonra, 19 mertebe o kisinin kalbi müzeyyen olduktan sonra o kisi sabrin sahibi olabilir. Ondan önce sabirli bir insandir, sabretmesini ögrenmis bir insandir ama sabrin sahibi olamamistir.
Allah’in irsad makamina tayin ettigi kisiler, Allahû Tealâ’dan devamli emir alanlardir ve bu emri yerine getirenlerdir. Onlarin Allah’a sual sormalari gerekmez, her an Allahû Tealâ onlara emreder. Çünkü iradeleri Allah’a baglanmistir. Bunlar devrin imamindan farkli bir yapidadirlar. Devrin imami Allah’in tasarrufu altindadir.
Allah’in emretmesi ve o kiside bulunan cüz’i iradeye emrini ulastirarak o emri ifa ettirmesi baska seydir, devrin imamina Allah’in her istedigini yaptirmasi baska seydir. Birincisinde iradî yapi vardir, ikincisinde yoktur. Devrin imami kendi iradesinin sahibi degildir. Devrin imaminin iradesi Allahû Tealâ tarafindan teslim alinmakla kalmamis, devrin imamligina tayin edildigi andan itibaren iradî tasarruf Allah’a geçmistir.
Irfan ehli her devirde baskalarindan farkli bir hayatin sahibi olmustur. Iste Allah’in bütün evliyalari irfan ehlidirler. Onlar Allahû Tealâ tarafindan irfan ehli kilinmislardir, ariftirler. Kimisinin kalp gözü, kimisinin kalp kulagi, kimisinin ikisi birden açiktir. Irfan ehli olmak Allahû Tealâ’nin müstesna bir olayini yasamaktir.
Kalp gözü ile kisi bütün Allahû Tealâ’nin kendisine gösterdigi âlemleri görebilir. Ama hikmet ehli olmazsa, iradesini Allah’a teslim edemezse, teslim ettigi noktaya kadar Allah’in Zat’ini göremez.
Öyleyse irfan ehlinin her biri ayni vasiflarin sahibi degildir. Bir kisi fenâ makaminda veya beka makaminda veya züht makaminda veya muhsinler makaminda irfan ehli olsa, hangi makamda olursa olsun irfan ehli mutlaka baskalarindan farkli bir yapinin sahibidir. En azindan bir kalp kulagi, en azindan bir kalp gözü sahibidir veya bunlarin ikisine birden sahiptir. Isitme hassasi verilmisse veya görme hassasi verilmisse, irsada memur ve mezun degildir ama irsad makaminin gördügü gibi kalbiyle o da görebilmektedir, irsad makaminin isittigi gibi o da isitebilmektedir. Ikisi de o kisinin irfan ehli olmasini saglar.
Hep böyle söylenir: “Arif olan anlar.” Baskalarinin anlamadigi seyi anlarlar. Irfan ehlinin özelligi basiret sahibi olmalaridir. Basiret, kalp gözünün, basar hassasinin Allahû Tealâ tarafindan fizigin ötesini görecek sekilde dizayn edilmesidir.
Bütün insanlar hem görme hassasina hem de görme uzvu olan bas gözlerine sahiptirler. Kisi zikir ehli oldugu zaman hikmetin sahibi olmustur. Bu noktada o kisi müktesep hak olarak kalp gözünü ve kalp kulagini alacaktir. Ama irfan ehli, kalp kulagi ve kalp gözünü hak etmeden yani daimî zikre ulasmadan Allahû Tealâ’nin kendilerine bu hediyeyi verdigi kisilerdir. Yani irfan ehli daimî zikre ulasamadan önceki kalp gözü ve kalp kulagi açilanlarin ismidir. Onlar mutlaka daimî zikre ulasacaklardir ve mutlaka hikmet ehli olacaklardir. Sartlari müsaitse mutlaka iradelerini de Allah’a teslim edip Allah’in emri bil ma’rûf ileve münkerden nehiyle vazifelendirdigi bir mürsid olacaklardir.
Allahû Tealâ’nin evliyalarindan taninmis olanlara dikkatle bakin. Onlarin hepsi mutlaka konunun içine girer. Bu insanlarin hepsi Allahû Tealâ tarafindan kalp gözleri açilan, kalp kulaklari açilanlardir. Onlar ariftirler.
Hiçbir devir olmamistir ki insanlarin arasinda irfan ehli olan birileri bulunmasin. Insanlarin bir kismi hatalar yapacaktir, günahlar isleyecektir ve irfan ehli onlarin arasinda hep yildiz gibi parildayacaktir. Allah’in nurlarini alacaklardir. Hikmet ehli olmanin ilk adimini teskil ettigi için irfan ehli olmak bir müjdedir.
Kisi daha hikmet ehli olmadan, irfan ehli olmussa o zaman isi büyük ölçüde kolaylasmistir. Daimî zikre ulasmadigi halde kalp gözü, daimî zikre ulasmadigi halde kalp kulagi açilmistir.
Herkes münkerden nehyetmek yetkisinin ve ma’rufla emretmek yetkisinin sahibi olamaz. Böyle bir olaya zemin hazirlayan sey, onun bir müktesep hak olmasini temin eden sey, kisinin daimî zikrin sahibi olmasidir. Bu anlattiklarim Kur’ân’in bugün tatbik edilmeyen, unutulan bölümünün en önemli parçasidir.
Insan, Allah’in ruhunu vücudunda onu Allah’a tekrar iade edene kadar bulunduran kâinattaki en üstün mahlûktur. Bu sebeple Allahû Tealâ ona üstünlükler tanimistir. Bu üstünlükler sebebi ile o kisi Allah’in güzelliklerini yasayacaktir. Irsad makamina tayin oluncaya kadar bu güzelliklerin baskasina ulasmasinda emredici bir faktör degil, yardim edici bir faktör olarak bulunacaktir. Ama irsad makamina sahip oldugunda Allah’in emrini teblig etmek yetkisinin sahibi olacaktir.
Bir defa daha Allah’in bir zikir sohbetinde bir müstesna konuyu; irfani, ma’rufla emretmeyi, münkerden nehyetmeyi, Allahû Tealâ bize arif olanlarin standartlarini ögreterek açiklamayi nasip kildigi için O’na huzurunuzda sonsuz hamd ve sükrediyoruz.

 

 

Bugün 4 ziyaretçi (7 klik) kişi burdaydı!




Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol